6 Nisan 2013 Cumartesi

SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN SPOR

Daha sağlıklı bir yaşam için kişinin düzenli beslenme ve egzersiz yapması gereklidir. Fiziksel uygunluk için yarış sporcusu olmanız gerekmez. Organizmayı sağlıklı tutmak için spor yapmak zorunluluk hale gelmiştir.


Fiziksel hareket ve egzersiz sağlıkla ve performansla ilgili olmak üzere iki amaca yöneliktir.Sağlıkla ilgili egzersizler bütün vücut fonksiyonlarının ahenk içinde çalışmasını amaçlar.Performansla ilgili egzersizler ise kasların daha hızlı,güçlü ve dengeli hareket etmesini dolayısıyla sporla ilgili yeteneklerin gelişmesini amaçlar.Çoğu kişi için beslenme ve sporun birinci amacı sağlığı korumak ve geliştirmenin yanı sıra performanslarını artırmaya yönelik ek egzersizler de yapmak zorundadırlar.


Düzenli Egzersiz Yapmanın Faydalarını kısaca özetlersek :


1 : Kas Gücünü artırır esneklik sağlar , kondisyonu artırır


2 : Şişmanlık riskini minumuma indirir


3 : Yaşlılıkta oluşabilecek kronik hastalıklar ve kemik hastalıklarına yakalanma ihtimalini azaltır.


4: Bazı hastalıkların iyileşmesini sağlar


5: Kişilerin kendilerine güveni artar. Ruhsal sağlıkları daha dengeli ve düzenli hale gelir.spor



SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN SPOR

Kanser hücresini bitirecek buluş

kanser


Uludağ Üniversitesi’nde  sürdürülen araştırmalar da sonuca ulaşıldı.


Uludağ Üniversitesi’nde farklı branşlardan uzmanlar Kanser Araştırma Grubu tarafından 4 yıldır sürdürülen çalışmalarda sevindirici sonuca ulaşıldı. Ekip, kanser tedavisindeki başarısızlığın, kanser kök hücresinin tedaviye direnç göstermesinden kaynaklandığını tespit etti. Bunun üzerine kanser kök hücresine yönelik olarak yapılan çalışmalarda komplekslerden birinin kanser kök hücresini öldürebildiği belirlendi.


TÜBİTAK projesi kapsamında sentezlenen bir seri yeni platin ve palladyum bazlı metal komplekslerinden iki palladyum bileşiğinin güçlü derecede anti kanser etkili olduğu bulundu. Bu tespitin üzerinde farklı alandaki uzmanlarla da üzerinde çalışılan araştırmada palladyum bileşiklerinin, aynı kimyasal gruptan olmasına rağmen halen klinikte kullanılan platin bazlı ilaçlara oranla suda çözünürlüğünün yüksek olduğu, dolayısıyla anti kanser etki açısından daha avantajlı durumda bulunduğu keşfedildi.


Elde edilen verilerden yola çıkarak bugüne kadar meme, akciğer ve prostat kanserleri üzerinde meydana gelen anti kanser etkiyi ayrıntılı olarak araştıran ekip, araştırmalardan başarılı sonuç alması üzerine Türk Patent Enstitüsü’ne başvurarak söz konusu bileşenlerin patentini aldı.


KAYNAK



Kanser hücresini bitirecek buluş

Epilepsi Hastalarına Umut

chip26 3 712x320


Bilim insanları binlerce epilepsi hastalarına yeni bir umut olacak çip geliştirdi.


Özel olarak hazırlanan atlet yada elbiseye takılacak olan çip , hastada oluşabilecek ani değişimleri krize girmeden doktoruna ileterek önlem alması sağlanacak.


Gazi üniversitesinde geliştirilen çip için son çalışmalar tamamlandı. On kişilik bir grup tarafından yürütülen çalışmalar sistem hastalar üzerinde test edilecek.


Cep telefonlarının kapsama alanı içersin de bulunan çipler her yerden tespit edilebilecek. Hastada oluşabilecek krizin şiddetini doktoruna iletilecek. Doktor krizin şiddetine göre hastanın ailesinden müdahalede bulunması istenecek krizin şiddeti fazla ise hastanın bulunduğu yere ambulans sevk edilecek.



Epilepsi Hastalarına Umut

Kaplıca Tedavilerini SGK Karşılıyor

kaplica 300x134


Doktor tarafından kaplıca tedavisi gereken hastaların masraflarını artık Sosyal Güvenlik Kurumu karşılayacak.


Sağlık Bakanlığı tarafından yeni uygulama. Doktor raporunun Sağlık Bakanlığına bildirmesi durumunda , hasta uygulamadan faydalanabilecek.


İki uzman doktor tarafından imzalanacak rapor da , seans ve süresi zorunlu olarak bildirilecek. Hasta en az 6 ay içersin de tedaviye başlaması gerekecek aksi halde yeni rapor istenecek.


Tedaviler sadece Bakanlık izinli kaplıcalarda yapılabilecek. İzni olmayan kaplıcalarda yapılan tedavilerin masrafları SGK tarafından karşılanmayacak.


Bakanlık izinli ancak anlaşma sağlanamayan kaplıcalarda ise tedavi ücreti hastalara geri ödenecek.



Kaplıca Tedavilerini SGK Karşılıyor

29 Mart 2013 Cuma

Havuzlardaki klorun Saçlara Zararı

sac


Uzmanlar, güneşin yaydığı ultraviyole ışınları ile deniz suyundaki tuz ve havuzdaki klorun, saçın en büyük düşmanı olduğunu belirtiyorlar.


İnternet’ten derlenen bilgilere göre uzmanlar, bayanların saç rengini açmak için kullandıkları kimyasal madde olan ‘oryal’in, tüm kadınlar tarafından endişe duyularak kullanıldığını, oysa havuz suyundaki klorun bundan çok daha tehlikeli olduğu vurgulandı. Havuz suyunda bulunan klorun mayoların bile rengini soldurduğuna, saçlarda da renk değişimine, kuruluğa, kırılmalara ve genel yıpranmaya neden olduğunu belirten uzmanlar, buna rağmen kadınların yüzde 99′unun havuza girerken saçlarını

koruyacak bir bone kullanmadıklarına dikkati çekiyorlar.


Deniz suyundaki tuz ve güneşteki ultraviyole ışınlarının da tıpkı havuz suyu gibi saça zarar verdiğine işaret eden uzmanlar, tuz ve klorun saça çok çabuk nüfuz ettiği için yıpranmayı da hızlandırdığını belirterek, özellikle uzun süre suda kalınıp, çıktıktan sonra da saçlar duru suyla iyice yıkanmalı yoksa telafisi güç sorunların ortaya çıkabileceği bildiriyorlar.


Öncelikle havuz ya da denizde saçların mutlaka bone ile korunması, sudan çıktıktan hemen sonra da saçın bol duru suyla yıkanması, ayrıca, fön çekerken ya da çektirirken makinenin sıcaklık derecesinin yükseltilmemesi öneriliyor. Fönün sıcak ayarı ne kadar yüksek olursa saçtaki yıpranmanın da o kadar hızlı olacağına işaret eden uzmanlar, yaz – kış saçların 36 dereceden yüksek ısıdaki su ile yıkanmaması ve yıkandıktan sonra da uzun süre ıslak bırakılmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar.


deniz



Havuzlardaki klorun Saçlara Zararı

Burçlara Göre Sigarayı Bırakmanın Yolları

KOÇ BURCU

(21 Mart – 20 Nisan)
Zeki, cesur, açıksözlü, dürüst, yetenekli, kararlı, inatçı, enerjik, ısrarcı ve sabırsız olan koç burcu sigarayı veya diğer bağımlılıklarını inatçılığı sayesinde bırakabilir. Bu süreçte Spora yönelmesi günlük aktivitelerini arttırması kısa zamanda başarıya ulaşmasını sağlar. Hastalığı hiç sevmez. Hastalığını gizler. Vücudunun sağlamlığına ve temizliğine çok özen gösteren koç burcunun bu özelliği de sigarayı bırakma sürecinde onu motive edecektir. Sigara içerken dişlerinin sarardığını ve kötü koktuğunu düşünerek sigara içme fikrinden vazgeçmesi kolaylaşır.


BOĞA BURCU

(21 Nisan – 21 Mayıs)
Alıngan, kuşkucu, sıcakkanlı, dost, doğayı seven, güzelliklere hayran, kolay kolay güvenip inanmayan, paraya fazla değer veren çok hırslı ve İştahlıdırlar. Bu yüzden iştahları yüzünden sigaradan bir kez hoşlanırsa ondan bir daha ayrılmaları zor olur. Fakat sigaradan daha iyi alternatifler bulabilirlerse pek de zorlanmadan sigarayı yeni keşiflerine terk edebilir… Sağlam ve sıhhatlidirler, ama hastalandıkları zaman dirençleri kaybolur. Doktorlara güveni azdır. Hastalık konusunda etrafındakilerin ve kendi bilgilerine daha fazla güvenirler. Bu yüzden geçirdiği hastalıkların büyük ölçüde sigaraya bağlı olduğunu düşünürse sigaradan vazgeçmesi kolaylaşır.


İKİZLER BURCU

(22 Mayıs – 21 Haziran)
Çok yönlü, güler yüzlü, meraklı, çabuk etki altında kalan, karasız, uyumsuz, isyankar olan ikizler her türlü bağımlılığa yatkındır. Hava kadar değişken ve karmaşık kişilikleri ve hassas sinirleri sigarayı bırakma sürecinde çok zorlanmasına sebep olacaktır. Bol bol bitki çayı içmeleri, sigara içemeyecekleri sinema veya tiyatro gibi mekanlarda daha fazla vakit geçirmeleri bu süreçte kendilerine yardımcı olacaktır.


YENGEÇ BURCU

(22 Haziran – 21 Temmuz)
Güvenilir, yumuşak, yetenekli, gerçekçi, azimli, aşırı duygusal, içe dönük, endişeli, maddiyatçı, azimli, kendine güveni olmayan insanlardır. Sigarayı bırakma sürecinde beslenme için lifli ve kabuklu yiyecekleri tercih etmeleri, bol su içmeleri, kalsiyum bakımından zengin yiyecekler tüketmeleri sıkıldıkça yemek yememeleri özellikle hamur işlerinden uzak durmaları gerekir.


ASLAN BURCU

(22 Temmuz – 21 Ağustos)
Asil, sıcak kanlı, dirençli, inançlı, nazik, yönetici, neşeli, düzenli, çalışkan, emredici, bencil, hırslı ve öfkelidirler. Sigara bırakma sürecinde düzenlik kişilikleri kendilerine yardımcıdır. Güçlü iradeleri çokta zorlanmadan sigaradan vazgeçmelerini sağlayacaktır. Aslan burcunda en çok görülen kalp ve damar hastalıklarıdır. Özellikle bu sebeple sigaradan acilen kurtulmaları gerekir.


BAŞAK BURCU

(22 Ağustos – 21 Eylül)
Dürüst, sade, çalışkan, evhamlı, her şeyi eleştiren, şikayetçi insanlardır. Bünyeleri sağlam değildir ancak sağlık kurallarına ve beslenmeye dikkat ettikleri için sağlıklı olurlar ve tedavilerine özen gösterirler. Kendilerine en çok zarar veren sağlıklarını en çok bozan şeyin sigara olduğuna inandıkları takdirde sigarayı bırakmak için büyük bir yol kat etmiş olurlar.


TERAZİ BURCU

(22 Eylül – 21 Ekim)
Yardımsever, yetenekli, esnek, sadık, idealist, barış sever, bağımlı, kararsız insanlardır. Dürüst ve adildir.Verdiği sözleri tutmaya da özellikle dikkat eder. Bir kere “Sigarayı bırakmak istiyorum” sözünü verirse gerisi kolaydır. Fazla iştahlı değildir. Yemeklerde bir gurme kadar seçicidir. Sigaradan yemeklerle uzaklaşmayı başarabilir. Bakımsızlıktan çok sıkılır onun görünüşü daima temizdir. Sigaranın onun üzerinde kötü bir imaj bıraktığına inandığında sigarayı bırakmasında çok etkili olur.


AKREP BURCU

(22 Ekim – 21 Kasım)
Yaratıcı, çekici, sadık, duygulu, kararlı, karizmatik, gizemli, hırslı, saygın, yetenekli, cesur insanlardır. Gece hayatına ve bağımlılıklara düşkünlüğü kadar extrem sporlara ve sağlığına da düşkündür. Sağlıklı yaşamak için gösterdiği özen sigarayı bırakmasında en büyük yardımcısı olur. Kararlı ve güçlü kişiliği bu süreci çok kolay atlatmasını sağlar.


YAY BURCU

(22 Kasım – 21 Aralık)


Açık sözlü, maceraperest, sade, zeki, anlayışlı, dağınık, sabırsız, güvenilmez insanlardır. Bünyeleri güçlü değildir. Hastalıklarını abartırlar. Bünyeleri solunum yolları ve kan hastalıklarına yatkındır. Sigaranın solunum yollarında en büyük zehir olduğu düşünülünce hemen bırakmak için harekete geçmeleri gerekmektedir. Ancak buna karar vermek onlar için bırakmak kadar zordur.


OĞLAK BURCU

(22 Aralık – 21 Ocak)
Sebatlı , inatçı , çalışkan, medeni , neşeli , yükselmeyi arzu eden insanlardır. İçine kapanıktır ve hislerini belli etmez.Paranın onun için büyük önemi vardır. Ona “gözü parada” denilemez , fakat paranın gücünü , bununla neler elde edebileceğini çok iyi bilir. Sigara bırakma sürecinde sigaranın maddi yükünü unutmaması gerekir. Evine , ailesine yakınlarına düşkün ve törelerine de çok bağlıdır. Boş vakitlerini evde ev işleriyle veya ailece yapılacak etkinliklerle doldurarak vakit geçirebilir.


KOVA BURCU

(22 Ocak – 19 Şubat)
Hareketli, iyi kalpli, yaratıcı, entellektüel, yalnız, önyargılı, statü düşkünü insanlardır. Olaylar karşısındaki sert ve inatçı tutumları sigara ile yapacakları mücadelede onları olumsuz etkileyebilir. Açık havada spor yapmaları yararlı olacaktır. Çok zekidirler, sigaranın zararlarını bilirler ancak öğrendiklerini hayata uygulamakta güçlük çekerler


BALIK BURCU

(20 Şubat – 20 Mart)
Sadık, yaratıcı, sevgi dolu, iyi niyetli, cömert, anlayışlı, hayal gücü geniş, sorumluluk sahibi, büyüleyici ancak çabuk etki altinda kalan ve dağınık insanlardır. İradeleri zayıftır. Sigarayı bırakmak onlar için çok zordur. Doğaya, güzelliğe düşkündürler. Çocuklara aşırı düşkünlüğü onlara zarar vermemek adına sigaradan vazgeçmesini sağlayabilir.


sigara birakma



Burçlara Göre Sigarayı Bırakmanın Yolları

BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Beş ve sekiz yaş arası


Çocuklar beş yaşına geldiklerinde duygularını ve saldırganlık gibi bazı dürtülerini kısmen de olsa kontrol edebilmeyi öğrenmiş olurlar. Kişilikleri yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı için dünyaya ve çevrelerine büyük ilgi duyarlar. Bu kritik döneme gelen anne baba ayrılığı ya da boşanma, çocukların sağlıklı gelişimine sekte vurabilir. Hala sınırlı anlama kapasitelerine rağmen boşanmanın ne anlama geldiğini düşünebilirler ve evden ayrılan ebeveynin fiziksel boşluğunu kuvvetle hissederler. “Bana kim bakacak? Bana ne olacak?” gibi sorulara somut cevaplar isterler ve anne ve babalarını barıştırmak için çeşitli yollar denerler. Her ikisine de derinden bağlılık duyarlar.


Dokuz ve On iki yaşlar arası


Bu yaş grubundaki çocuklar genellikle, anne babanın ayrılmasını ya da boşanmasını daha iyi kabullenirler, ancak yaşamlarına yansıyan sonuçları nedeniyle onlara öfke duyabilirler. Yinede ayrılan ebeveyne özlem duyarlar. Eğer bu ebeveynin cinsiyeti, kendi cinsiyetleri ile aynı ise bu özlem daha da şiddetlidir. Eski eşine öfke duyan anne ve babalar da bu yaş grubundaki çocuklarına daha çok içlerini dökerler. Bu yanlıştır.


Bu yaşlardaki çocuklar için rol modelleri önemlidir. Anne ve babalarını, akrabalarını, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve onların gözünde değeri olan diğer insanları izleyerek paylaşma, liderlik, arkadaşlık kurma ve olaylara olumlu yaklaşma gibi becerilerini geliştirirler.


Çocuklarınızın boşanmanıza uyum sağlamalarına yardım etmek için atacağınız ilk adım yapmanız gereken şeylerin bilincine varmaktır:


Ailenizin kendine özgü koşulları içerisinde ayrı yaşama ve boşanmanın ne anlama geldiğini çocuklarınızın anlamalarını sağlamak.

Çocuklarınıza, yaşlarına uygun biçimde, boşanmanın onları nasıl etkileyeceğini somutu ifadelerle açıklamak

Çocuklarınızı her zaman sevileceklerine ve en iyi şekilde bakılacaklarına inandırmak ve bu yönde davranmak.

Çocuklarınızı diğer ebeveyn ile mutlu ve sıcak bir ilişki sürdürmek için cesaretlendirmek ve bunun için elinizden geleni yapmak

Eski eşinizle ilişkiyi mümkün olduğu kadar sorunsuz sürdürmek. Bu mümkün değilse, sorunları çocuklara yansıtmamak.

Çocuklarla ilgili konularda eski eşinizle işbirliği yapmak.

Çocuklarınızın sizin için yeri doldurulamaz ve değerli varlıklar olduğunu hissetmelerini sağlamak.

Hayatlarındaki başka insanlardan ve uzmanlardan yardım ve rehberlik istemeleri için çocuklarınıza yardım etmek.indir



BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Gebelikte Sitomegalovirus CMV enfeksiyonları

tup bebekte hamilelik belirtileri 300x198 Sitomegalovirüs (Cytomegalovirus, CMV) herpes ailesinden bir virüstür. Bu aileye dahil olan diğer virüsler uçuğa neden olan herpes simplleks virüsü ile su çiçeğine neden olan virüstür.


Tüm coğrafi bölgelerde bulunan bu virüsün neden olduğu enfeksiyon en sık karşılaşılan enfeksiyonlardan birisidir. Amerika Birleşik Devletlerinden her 100 kişiden 50 ile 85′inin 40 yaşına gelinceye kadar bu virüsle temas edip enfekte olduğu tahmin edilmektedir.


CMV aynı zamanda anneden karnındaki bebeğe bulaşan enfeksiyonlar arasında da en sık karşılaşılanlardan birisidir. Amerika Birleşik Devletlerinde doğan her 100 bebekten 1′inde CMV enfeksiyonu görüldüğü ve CMV’nin en sık karşılaşılan konjenital enfeksiyon olduğu kabul edilmektedir.


Anne adayında primer CMV enfeksiyonunun görülme olasılığı %0.4-0.7 arasındadır. Anneden bebeğe geçiş ise değişik çalışmalarda %24-75 arasında olup ortalama %40 olarak kabul edilmektedir. Hamilelik sırasında enfekte olan fetuslarda konjenital CMV enfeksiyonu varlığından söz edilir.


Enfekte olan %40 bebeğin sadece %10′unda konjenital CMV enfeksiyonuna bağlı belirtiler ortaya çıkar. Bir başka deyişle hamilelikleri sırasında primer CMV enfeksiyonu geçiren her 100 anne adayından sadece 4′ünün bebeğinde problem görülürken 36′sında doğum anında sorun yaşanmaz. .



Gebelikte Sitomegalovirus CMV enfeksiyonları

Yağ Sevenlerin Dikkatine

koy tereyagi6 Margarin ve Tereyağı arasındaki farkı biliyor musunuz?


Lütfen sonuna kadar okuyun…. Çok ilginç.


· Her ikisi de hemen hemen aynı kaloriye sahiptir.


· Tereyağı çok az daha fazla doymuş yağ oranına sahiptir. 8 grama 5 gram.


· Harvard Tıp Fakültesinin çalışmasına göre tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına yakalanma olasılığını %53 artırıyor.


· Tereyağı yemek yiyeceklerdeki diğer besin ögelerinin emilimini artırıyor. Tereyağının besinsel değeri yüksek olmasına rağmen margarinin çok düşüktür. Çünkü katkılıdır.


· Tereyağı margarinden çok daha lezzetlidir ve diğer yiyeceklerdeki tatları zenginleştirir. Tereyağı yüzyıllardır bilindiği halde margarin 100 yıldan az bir süredir yapılmaktadır.


Ve şimdi margarine gelelim…


· Yağ asitleri çok yüksektir…


· Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar…


· Toplam kolesterolü ve LDL’yi yükseltir. (Kötü kolesterol)


· HDL’yi düşürür. (iyi kolesterol)


· Kanser riskini beş katına çıkarır…


· Anne sütünün kalitesini düşürür…


· Bağışıklık sistemini zayıflatır…


· İnsülin tepkisini düşürür.


İŞTE EN İLGİNÇ KISMI!


· Margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır.


İşte bu gerçek beni hayatım boyunca bir daha margarin ve diğer hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur .. (Hidrojene demek moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir.) Kendiniz de deneyebilirsiniz: Bir paket margarine alın ve gölge bir yere koyun. İki gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz. Üzerinde bir tane bile sinek yok! (Bu size bir şeyler anlatmalı.)


Çürümemiş ve kötü kokmamıştır. Çünkü hiçbir besin değeri yoktur ve üzerinde hiçbir şey gelişmez. Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez. Neden? Çünkü nerdeyse plastiktir. Evdeki plastik kablonuzu eritip de tostunuza sürer misiniz?



Yağ Sevenlerin Dikkatine

Sağlık Hakları


sağlıkhakları Sağlık Hizmetlerinden Faydalanma Hakkı

Adalet ve Hakkaniyete Uygun Olarak Faydalanma

Madde 6- Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamanın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dahil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bu hak, sağlık hizmeti veren bütün kurum ve kuruluşlar ile sağlık hizmetinde görev alan personelin adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun hizmet verme yükümlülüklerini de içerir.


Bilgi İsteme


Madde 7- Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanabileceği konusunda bilgi isteyebilir. Bu hak, hangi sağlık kuruluşundan hangi şartlara göre faydalanılabileceğini, sağlık kurum ve kuruluşları tarafından verilen her türlü hizmet ve imkanın neler olduğunu ve müracaat edilen kuruluşta verilen sağlık hizmetlerinden faydalanma usulüne öğrenme haklarını da kapsar.

Bütün sağlık kurum ve kuruluşları, hastayı birinci fıkra uyarınca bilgilendirmek için yeterli teknik donanımı haiz birimi oluşturmak; bu birimde, hastaya kesin ve yeterli bilgi verebilecek nitelik ve ehliyete sahip personeli daimi olarak istihdam etmek ve hastanın ihtiyacı olan birimlere kolayca ulaşabilmesini temin etmek üzere, kuruluşun uygun yerlerinde bilgilendirici tabela, broşür ve işaretler bulundurmak gibi tedbirleri almak zorundadırlar.


Sağlık Kuruluşunu Seçme ve Değiştirme


Madde 8- Hasta; tabi olduğu mevzuatın öngördüğü usül ve şartlara uyulmak kaydı ile, sağlık kurum ve kuruluşunu seçme ve seçtiği sağlık kuruluşunda verilen sağlık hizmetinden faydalanma hakkına sahiptir. Mevzuat ile belirlenmiş sevk sistemine uygun olmak şartı ile hasta sağlık kuruluşunu değiştirebilir. Ancak, kuruluşu değiştirmenin hayati tehlikeye yolaçıp açmayacağı ve hastalığının daha da ağırlaşıp ağırlaşmayacağı hususlarında hastanın tabip tarafından aydınlatılması ve hayati tehlike bakımından sağlık kuruluşunun değiştirilmesinde tıbben sakınca görülmemesi esastır.

Acil vak’alar dışında, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olup da mevzuatın öngördüğü sevk zincirine uymayanlar aradaki ücret farkını kendileri karşılar.Hastanın sağlık kuruluşunda kalmasında tıbben fayda bulunmayan veya bir başka sağlık kuruluşuna nakli gerekli olan hallerde, durum hastaya veya 15 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen kişilere açıklanır. Nakilden önce, gereken bilgiler nakil talebinde bulunulan veya tıbben uygun görülen sağlık kuruluşuna, sevkeden kuruluş veya mevzuatla belirlenen yetkililerce verilir. Her iki durumda da hizmetin aksamadan ve kesintisiz olarak verilmesi esastır.


Personeli Tanıma, Seçme ve Değiştirme


Madde 9- Hastaya talebi halinde, kendisine sağlık hizmeti verecek veya vermekte olan tabiplerin ve diğer personelin kimlikleri, görev ve unvanları hakkında bilgi verilir.

Mevzuat ile belirlenmiş usüllere uyulmak şartı ile hastanın, kendisine sağlık hizmeti verecek olan personeli serbestçe seçme, tedavisi ile ilgilenen tabibi değiştirme ve başka tabiplerin konsültasyonunu istemek hakkı vardır. Personeli seçme, tabibi değiştirme ve konsültasyon isteme hakları kullanıldığında, mevzuat ile belirlenen ücret farkı, bu hakları kullanan hasta tarafından karşılanır.


Öncelik Sırasının Belirlenmesini İsteme


Madde 10- Sağlık kuruluşunun hizmet verme imkanlarının yetersiz veya sınırlı olması sebebiyle sağlık hizmeti talebi zamanında karşılanamayan hallerde, hastanın, öncelik hakkının tıbbi kriterlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini istemek hakkı vardır. Acil ve adli vak’alar ile yaşlılar ve özürlüler hakkında öncelik sırasının belirlenmesinde ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.


Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım


Madde 11- Hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir.

Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.


Tıbbi Gereklilikler Dışında Müdahale Yasağı


Madde 12- Teşhis, tedavi veya korunma maksadı olmaksızın, ölüme veya hayati tehlikeye yolaçabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek veya akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şey yapılamaz ve talep de edilemez.


Ötenazi Yasağı


Madde 13- Ötenazi yasaktır.

Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahil, kimsenin hayatına son verilemez.


Tıbbi Özen Gösterilmesi


Madde 14- Personel, hastanın durumunun gerektirdiği tıbbi özeni gösterir.

Hastanın hayatını kurtarmak veya sağlığını korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmak zorunludur.


Sağlık Durumu İle İlgili Bilgi Alma Hakkı


Genel Olarak Bilgi İsteme


Madde 15- Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usülleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.

Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi, bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olması halinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta, sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkinin belgelendirilmesi istenilebilir.

Hasta, tedavisi ile ilgilenen tabip dışında bir başka tabipten de sağlık

durumu hakkında bilgi alabilir.


Kayıtları İnceleme


Madde 16- Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgiler bulunan dosyayı ve kayıtları, doğrudan veya vekili veya kanuni temsilcisi vasıtası ile inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Bu kayıtlar, sadece hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olanlar tarafından görülebilir.


Kayıtların Düzeltilmesini İsteme


Madde 17- Hasta; sağlık kurum ve kuruluşları nezdinde bulunan kayıtlarında eksik, belirsiz ve hatalı tıbbi ve şahsi bilgilerin tamamlanmasını, açıklanmasını, düzeltilmesini ve nihai sağlık durumu ve şahsi durumuna uygun hal’e getirilmesini isteyebilir.

Bu hak, hastanın sağlık durumu ile ilgili raporlara itiraz ve aynı veya başka kurum ve kuruluşlarda sağlık durumu hakkında yeni rapor düzenlenmesini isteme haklarını da kapsar.


Bilgi Vermenin Usulü


Madde 18- Bilgi, gerektiğinde tercüman kullanılarak, hastanın anlayabileceği şekilde, tıbbi terimler mümkün olduğunca kullanılmadan, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden ve hastanın ruhi durumuna uygun ve nazik bir ifade ile verilir.


Bilgi Verilmesi Caiz Olmayan ve Tedbir Alınması Gereken haller


Madde 19- Hastanın manevi yapısı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimalinin bulunması ve hastalığın seyrinin ve sonucunun vahim görülmesi hallerinde, teşhisin saklanması caizdir. Hastaya veya yakınlarına, hastanın sağlık durumu hakkında bilgi verilip verilmemesi, yukarıdaki fıkrada belirtilen şartlar çerçevesinde tabibinin takdirine bağlıdır.

Tedavisi olmayan bir teşhis, ancak bir tabip tarafından ve tam bir ihtiyat içinde hastaya hissettirilebilir veya bildirilebilir. Hastanın aksi yönde bir talebinin bulunmaması veya açıklanacağı şahsın önceden belirlenmemesi halinde, böyle bir teşhis ailesine bildirilir.


Bilgi Verilmesini Yasaklama


Madde 20- İlgili mevzuat hükümlerine ve hastalığın mahiyetine göre yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; hasta, sağlık durumu hakkında kendisine veya ailesine veya yakınlarına bilgi verilmemesini isteyebilir.


Hasta Haklarının Korunması


Mahremiyete Saygı Gösterilmesi


Madde 21- Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin korunmasını açıkça talep de edebilir. Her türlü tıbbi müdahale, hastanın mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra edilir.

Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu istemek hakkı;

a) Hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde yürütülmesini,

b) Muayenenin, teşhisin, tedavinin ve hasta ile doğrudan teması gerektiren diğer işlemlerin makül bir gizlilik ortamında gerçekleştirilmesini,

c) Tıbben sakınca olmayan hallerde yanında bir yakınının bulunmasına izin verilmesini,

d) Tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin, tıbbi müdahale sırasında bulunmamasını,

e) Hastalığın mahiyeti gerektirmedikçe hastanın şahsi ve ailevi hayatına müdahale edilmemesini,

f) Sağlık harcamalarının kaynağının gizli tutulmasını, kapsar.

Ölüm olayı, mahremiyetin bozulması hakkını vermez

Eğitim verilen sağlık kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların tıbbi müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında bunun için hastanın ayrıca rızası alınır.


Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulmama


Madde 22- Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.

Bir suç işlediği veya buna iştirak ettiği şüphesi altında bulunan kişinin işlediği suçun muhtemel delillerinin, kendisinin veya mağdurun vücudunda olduğu düşünülen hallerde; bu delillerin ortaya çıkarılması için sanığın veya mağdurun tıbbi ameliyeye tabi tutulması, hakimin kararına bağlıdır.

Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bu ameliye, cumhuriyet savcısının

talebi üzerine yapılabilir.


Bilgilerin Gizli Tutulması


Madde 23- Sağlık hizmetinin verilmesi sebebiyle edinilen bilgiler, kanun ile müsaade edilen haller dışında, hiçbir şekilde açıklanamaz.

Kişinin rızasına dayansa bile, kişilik haklarından bütünüyle vazgeçilmesi, bu hakların başkalarına devri veya aşırı şekilde sınırlanması neticesini doğuran hallerde bilginin açıklanması, bunları açıklayanın hukuki sorumluluğunu kaldırmaz.

Hukuki ve ahlaki yönden geçerli ve haklı bir sebebe dayanmaksızın hastaya zarar verme ihtimali bulunan bilginin ifşa edilmesi, personelin ve diğer kimselerin hukuki ve cezai sorumluluğunu da gerektirir.

Araştırma ve eğitim amacı ile yapılan faaliyetlerde de hastanın kimlik bilgileri, rızası olmaksızın açıklanamaz.


Tıbbi Müdahalede Hastanın Rızası 


Hastanın Rızası ve İzin


Madde 24- Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz.

Kanuni temsilci tarafından muvafakat verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanunu’nun 272 nci ve 431 inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.

Kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması zaman gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediği takdirde hayatı veya hayati organlarından birisi tehdit altına girecek ise, izin şartı aranmaz.

Üçüncü fıkrada belirtilen ve hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil haller haricinde, rızanın her zaman geri alınması mümkündür.

Rızanın geri alınması, hastanın tedaviyi reddetmesi anlamına gelir.

Rızanın müdahale başladıktan sonra geri alınması, ancak tıbbi yönden sakınca bulunmaması şartına bağlıdır.


Tedaviyi Reddetme ve Durdurma


Madde 25- Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir.

Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatinde hasta aleyhine kullanılamaz.



Küçüğün veya Mahcurun Tıbbi Müdahaleye İştiraki


Madde 26- Kanuni temsilcinin muvafakatinin gerektiği ve yeterli olduğu hallerde dahi, mümkün olduğu ölçüde küçük veya mahcur olan hastanın dinlenmesi suretiyle tıbbi müdahaleye iştiraki sağlanır.



Alışılmış Olmayan Tedavi Usullerinin Uygulanması


Madde 27- Klinik veya laboratuar muayeneleri sonucunda bilinen klasik tedavi metodlarının hastaya fayda vermeyeceğinin sabit olması ve daha evvel deney hayvanları üzerinde kafi derecede tecrübe edilmek suretiyle faydalı tesirlerinin anlaşılması ve hastanın rızasının bulunması şartları birlikte mevcut olduğunda, bilinen klasik tedavi metodları yerine başka bir tedavi usulü uygulanabilir. Ayrıca, bilinen klasik tedavi metodu dışındaki bir metodun uygulanabilmesi için, hastaya faydalı olacağının ve bu tedavinin bilinen klasik tedavi usullerinden daha elverişsiz sonuç vermeyeceğinin muhtemel olması da şarttır.

Evvelce tecrübe edilmemiş bir tıbbi tedavi ve müdahale usulü, ancak zarar vermeyeceğinin ve hastayı kurtaracağının mutlak olarak öngörülmesi halinde yapılabilir.

Altıncı Bölüm’de yeralan hükümler saklıdır.



Rızanın Şekli ve Geçerliliği


Madde 28- Mevzuatın öngördüğü istisnalar dışında, rıza herhangi bir şekle bağlı değildir.

Hukuka ve ahlaka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür ve bu şekilde alınan rızaya dayanılarak müdahalede bulunulamaz.



Organ ve Doku Alınmasında Rıza


Madde 29- 18 yaşından küçük ve mümeyyiz olmayanlardan organ ve doku alınamaz. Bu şartları tamam olanlardan teşhis, tedavi ve bilimsel amaçlar ile organ veya doku alınması, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve NakliHakkında Kanun’un 6 ncı maddesinde öngörülen yazılı şekil şartına tabidir. Ölüden organ ve doku alınma şartı ve cesetlerin bilimsel araştırma için muhafazası hususunda 2238 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesi hükümleri saklıdır.



Aile Planlanması Hizmetleri ve Gebeliğin Sona Erdirilmesi



Madde 30- İlgilinin rızası mevcut olsun veya olmasın, Bakanlık tarafından tespit edilmiş olanlar dışındaki ilaç ve araçlar aile planlaması hizmetlerinde kullanılamaz.

Gebeliğin sona erdirilmesi, 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile öngörülen şartlara tabidir.

Sterilizasyon ve gebeliğin sona erdirilmesi hallerinde, hastanın rızası ile evli ise eşinin de rızası gereklidir.


Rızanın Kapsamı


Madde 31- Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır.

Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik’te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.


Tıbbi Araştırmalar

Tıbbi Araştırmalarda Rıza


Madde 32- Hiç kimse; Bakanlığın izni ve kendi rızası bulunmaksızın, tecrübe, araştırma veya eğitim amaçlı hiçbir tıbbi müdahale konusu yapılamaz. Tıbbi araştırmalardan beklenen tıbbi fayda ve toplum menfaati, üzerinde araştırma yapılmasına rıza gösteren gönüllünün hayatından ve vücut bütünlüğünün korunmasından üstün tutulamaz.

Tıbbi araştırmalar, sadece, mevzuata göre araştırmada bulunmayan yetkili ve yeterli tıbbi bilgi ve tecrübeyi haiz olan personel tarafından, mevzuat ile belirlenmiş bulunan yerlerde yürütülür.

Gönüllünün tıbbi araştırmaya rıza göstermiş olması, bu araştırmada görev alan personelin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.


Gönüllünün Korunması ve Bilgilendirilmesi


Madde 33- Araştırmalarda, gönüllünün sağlığına ve diğer kişilik haklarına zarar verilmemesi için gereken bütün tedbirler alınır. Araştırmanın gönüllüye vereceği muhtemel zararlar önceden tespit edilemediği takdirde; gönüllü, rızası bulunsa dahi, araştırma konusu yapılamaz.

Gönüllü; araştırmanın maksadı, usulü, muhtemel faydaları ve zararları ve araştırmaya iştirak etmekten vazgeçebileceği ve araştırmanın her safhasında başlangıçda verdiği rızayı geri alabileceği hususlarında, önceden yeterince bilgilendirilir.


Rıza Alınmasının Usülü ve Şekli


Madde 34- Tıbbi araştırma hakkında yeterince bilgilendirilmiş olan gönüllünün rızasının maddi veya manevi hiçbir baskı altında olmaksızın, tamamen serbest iradesine dayanılarak alınmasına azami ihtimam gösterilir.

Tıbbi araştırmalarda rıza yazılı şekil şartına tabidir.


Küçüklerin ve Mümeyyiz Olmayanların Durumu


Madde 35- Reşit ve mümeyyiz olmayanlara, kendilerine faydası olmadan, sırf tıbbi araştırma amacı güden tıbbi müdahaleler hiçbir surette tatbik edilemez. Faydaları bulunması şartı ile reşit ve mümeyyiz olmayanlar üzerinde tıbbi araştırma yapılması, velilerinin veya vasilerinin rızasına bağlıdır. Kanuni temsilci tarafından muvafakat verilmeyen hallerde, 24 üncü maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.


İlaç ve Terkiplerin Araştırma Amacıyla Kullanımı


Madde 36- Özel mevzuatına göre izin veya ruhsat alınmış olsa dahi, sırf tıbbi araştırma amacı ile hasta üzerinde kendi rızası ve Bakanlığın izni bulunmaksızın hiçbir ilaç ve terkip kullanılamaz.

İlaç ve terkiplerin tıbbi araştırmada kullanımı, 29/11/1993 tarihli ve 21480 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İlaç Araştırmaları Hakkında Yönetmelik hükümlerine tabidir.


Diğer Haklar


Güvenliğin Sağlanması


Madde 37- Herkesin, sağlık kurum ve kuruluşlarında güvenlik içinde olmayı bekleme ve bunu istemek hakları vardır.

Bütün sağlık kurum ve kuruluşları, hastaların ve ziyaretçi ve refakatçi gibi yakınlarının can ve mal güvenliklerinin korunması ve sağlanması için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.

Tutuklu ve hükümlerin sağlık kurum ve kuruluşlarında muhafazaları ile ilgili özel mevzuat hükümleri saklıdır.


Dini Vecibeleri Yerine Getirebilme ve Dini Hizmetlerden Faydalanma


Madde 38- Sağlık kurum ve kuruluşlarının imkanları ölçüsünde hastalara dini vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri için gereken tedbirler alınır.

Kurum hizmetlerinde aksamalara sebebiyet verilmemek, başkalarını rahatsız etmemek ve personelce düzenlenip yürütülen tıbbi tedaviye hiç bir şekilde müdahalede bulunulmamak şartı ile hastalara dini telkinde bulunmak ve onları manevi yönden desteklemek üzere talepleri halinde, dini inançlarına uygun olan din görevlisi davet edilir. Bunun için, sağlık kurum ve kuruluşlarında uygun zaman ve mekan belirlenir.

İfadeye muktedir olmayıp da dini inancı bilinen ve kimsesiz olan agoni halindeki hastalar için de, talep şartı aranmaksızın, dini inançlarına uygun olan din görevlisi çağrılır.

Bu hakların nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kuruluşunun çalışma usul ve esaslarını gösteren mevzuatta ayrıca düzenlenir.


İnsani Değerlere Saygı Gösterilmesi ve Ziyaret


Madde 39- Hasta, kişilik değerlerine uygun bir şekilde ve ortamda sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir.

Sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel; hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güleryüzlü, nazik, şefkatli ve sağlık hizmetleri ile ilgili mevzuat ve bu Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde davranmak zorundadır.

Sağlık hizmetlerinin her safhasında, hastalara, onların bedeni ve ruhi durumları dikkate alınarak, hangi işlemin neden ve nasıl yapıldığı, yapılacağı ve bekletilmeleri sözkonusu ise, bekletilmenin sebepleri hususunda gerekli ve yeterli bilgi verilir.

Sağlık kurum ve kuruluşlarında, insan haysiyetine yakışır gereken her türlü hijyenik şartların sağlanması, gürültünün ve rahatsız edici diğer bütün etkenlerin bertaraf edilmesi esastır. Gerektiğinde, bu hususlar hasta tarafından talep konusu yapılabilir.

Hasta ziyaretçilerinin kabul edilmesi, kurum veya kuruluşca belirlenen usul ve esaslara uygun olarak ve hastaların huzur ve sükunlarını bozacak fiil ve tutumlara sebebiyet vermeyecek şekilde gerçekleştirilir ve bu konuda gereken tedbirler alınır.


Refakatçi Bulundurma


Madde 40- Muayene ve tedavi sırasında hastaya yardımcı olmak üzere; mevzuatın ve kurum imkanlarının elverdiği ve hastanın sağlık durumunun gerektirdiği ölçüde, tedaviden sorumlu olan tabibin uygun görmesine bağlı olarak, refakatçi bulundurulması istenebilir.

Bu hakkın nasıl ve ne zaman kullanılacağı ve bu konuda alınacak tedbirler, sağlık kurum ve kuruluşunun çalışma usül ve esaslarını gösteren mevzuata ayrıca düzenlenir.


Hizmetin Sağlık Kurum ve Kuruluşu Dışında Verilmesi


Madde 41- Hastalar, aşağıdaki hallerde sağlık hizmetlerinden bulundukları yerlerde de faydalanabilirler:

a) Koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesinde,

b) Tıbbi sebeplerden dolayı sağlık kuruluşuna bizzat gidilemeyen veya götürülemeyen hallerde,

c) Tabii afetler gibi olağanüstü hallerde.

Hizmetin sağlık kuruluşu dışında verilmesi ile ilgili usul ve esaslar,

Bakanlık tarafından ayrıca düzenlenir.


Sorumluluk ve Hukuki Korunma Yolları 


Müracaat, Şikayet ve Dava Hakkı


Madde 42- Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır.


Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Sorumluluğu


Madde 43- Hasta haklarının ihlali halinde, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddi veya manevi veyahut hem maddi ve hem de manevi tazminat davası açılabilir.

Ancak, aleyhine dava açılacak merciin kamu kurum ve kuruluşu olması halinde;

a) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12 nci maddesine göre; hakkın bir idari işlem dolayısı ile ihlal edilmesi halinde ilgililer, doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açabilirler.

b) Aynı Kanun’un 13 üncü maddesi uyarınca, zarar verici eylemin öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat olarak istenilen tazminat miktarı ayrı ayrı gösterilerek idareye müracaat edilmesi ve talebin açıkca veya zımnen reddi halinde kanuni süresi içinde idari yargı mercilerinde dava açılması gerekir.


Devlet Memuru veya Diğer Kamu Görevlisi Personelin Sorumluluğu


Madde 44- Bu Yönetmelik’te gösterilmiş olan hasta haklarının fiilen kullanılmasına mani olan veya bu hakları başka şekilde ihlal eden personelin, cezai, mali ve inzibati sorumluluklarının tamamı veya bunlardan bir kısmı doğabilir.

Birinci fıkrada belirtilen sorumluluklar haricinde, ihlalin durumuna göre, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş tarafından personel hakkında uygulanacak idari tedbir ve müeyyideler saklıdır.


Kamu Personelinin Sorumluluğunu Tesbit Usulü


Madde 45- Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelin, hasta haklarını ihlal eden fiil ve halleri, şikayet halinde veya idarece kendiliğinden tespit edildiğinde, hadisenin takibi, soruşturulması ve gerekir ise müeyyideye bağlanması için doğrudan valiliklerce veyahut Bakanlık veya personelin görevli olduğu kurumlar tarafından müfettiş veya muhakkik görevlendirilir.


Kamu Personeli Hakkındaki Müeyyideler


Madde 46- Hasta haklarının Devlet memuru veya diğer kamu görevlisi personel tarafından ve görevleri sırasında herhangi bir şekilde ihlali halinde uygulanacak müeyyideler aşağıda gösterilmiştir:

a) Kamu görevlisi olan personelin fiilinin niteliğine göre, soruşturmacı tarafından hakkında disiplin cezası teklif edilmiş ise, mevzuatın öngördüğü disiplin cezaları yetkili amir veya kurullarca usulüne göre takdir edilir.

b) Hak ihlali aynı zamanda ceza hukukuna göre suç teşkil ettiği takdirde, memur olan personel hakkında, Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerine göre yapılan soruşturma sonucunda lüzum-u muhakeme kararı verilir ise, dosya cumhuriyet başsavcılığı’na gönderilerek ceza davası açılması ve böylece personel hakkında fiiline uygun bulunan cezai müeyyidenin tatbiki sağlanır.

c) Anayasa’nın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 129 uncu maddesinin beşinci fıkrası ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13 üncü maddesi ve ilgili diğer mevzuat uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin hukuki sorumluluğu doğrudan doğruya memur aleyhine açılacak dava yolu ile gerçekleştirilemez. Dava, 43 üncü maddede gösterilen usule göre, ancak idare aleyhine açılabilir. Bu personelin hukuki sorumluluğunun doğması, idare aleyhine açılacak dava neticesinde tazmin kararı verilmesine bağlıdır. Kamu görevlisi personelin verdiği zarar, mahkeme kararı üzerine idare tarafından tazmin edildikten sonra, müsebbibi olan sorumlu personele rücü edilir.

d) Kamu görevlisi personelin mesleklerini resmi görevleri dışında serbest olarak icra etmekte iken işledikleri fiillerden dolayı haklarında 47 nci maddeye göre işlem yapılır.


Kamu Görevlisi Olmayan Personelin Sorumluluğu


Madde 47- Hasta haklarının Devlet memuru veya diğer kamu görevlisi olmayan personel tarafından herhangi bir şekilde ihlali halinde uygulanacak müeyyideler aşağıda gösterilmiştir:

a) Kamu görevlisi olmayan personel; hakları ihlal edilen hastanın doğrudan vaki olacak şikayeti üzerine veya bu fiillerin başka şekilde tespiti halinde Bakanlık veya başka kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan bildirim üzerine, bunların özel kanunlara göre kurulmuş olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları haysiyet divanlarınca disiplin cezaları ile cezalandırılabilir.

b) Kamu görevlisi olmayan personelin hasta haklarını ihlallerinden doğan hukuki sorumlulukları, genel hükümlere göre doğrudan doğruya kendilerine veya bunları çalıştıran kurum ve kuruluşlara karşı veya hem kendilerine ve hem de çalıştıranlara karşı birlikte dava açılarak ileri sürülebilir.

c) Kamu görevlisi olmayan personel hakkında, ceza hukukuna göre suç teşkil eden fiilleri sebebiyle cezai müeyyideler tatbik edilmesi, genel hükümlere göre doğrudan doğruya cumhuriyet savcılıklarına yapılacak ihbar veya şikayet yoluyla gerçekleştirilebilir.


Son Hükümler


Kurum ve Kuruluş Yetkililerinin Görevi


Madde 48- Sağlık kurum ve kuruluşlarının yetkilileri; bu Yönetmelik’te ve diğer mevzuatta belirtilen hasta haklarının lafzına ve ruhuna uygun olarak kullanılabilmesine yardımcı olmak amacı ile bu Yönetmelik’te gösterilen “hasta hakları”nı bir liste, tabela veya broşür haline getirerek, bunları sağlık kurum ve kuruluşunun, hastalar, personel ve ziyaretçiler tarafından kolayca ulaşılıp okunabilecek uygun yerlerinde bulundurmak da dahil olmak üzere, gereken bütün tedbirleri almakla mükellef ve yetkilidir.


Saklı Olan Hükümler


Madde 49- Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması maksatları ve kanun hükümleri ile getirilen özel düzenlemeler ve sınırlamalar saklıdır.


Yürürlük

Madde 50- Bu Yönetmelik, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.


Yürütme

Madde 51- Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.




Sağlık Hakları

Felç tedavisinde refleks terapi

hayatiniz felc olmasin b 279x250 Birçoğumuzun en büyük korkularından biri günün birinde felç olmak ve ömür boyu yatağa bağımlı kalmak. Kimimizin adını söylemeye bile çekindiği felç yani inme, dikkatli bir tedavi süreciyle atlatılabiliyor.


Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, beyni besleyen arterlerden birinin yırtılması veya tıkanması sonucu ortaya çıkan, tek taraf kol ve bacak kaslarında güçsüzlük veya fonksiyon kaybına sebep olan felcin, Türkiye’de her yıl tahmini 100 bin kişiyi etkilediğini söyledi.


Dünyada insanı engelli hale getiren hastalıklar kategorisinde felcin birinci sırayı aldığını, ölümlü hastalıklarda ise ikinci sırada yer aldığını belirten Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, çok uzun süren tedavi süreçlerinin de hastayı ve ailesini yıprattığını kaydetti.


Hareketsizlik Bile Felç Nedeni


Felcin birden çok nedeninin bulunduğuna dikkati çeken Dr. Fzt. Şenbursa, korkudan akıllara dahi getirilmek istenmeyen bu hastalık hakkında şu bilgileri verdi:

“Beyine giden kan damarlarında oluşan patolojik değişiklikler, travma, serebro vasküler hastalıklar, beyin ameliyatlarından ve zehirlenmelerden sonra gelişebileceği gibi, beyin tümörü, mikrobik hastalıklarda bu nörolojik tabloya neden olabilir. Yaş, yüksek tansiyon, hareketsiz yaşam, şişmanlık, şeker hastalığı, kalp ile alakalı anomaliler, damar sertleşmesi, kolestrol, sigara, kahve, östrojen içeren ilaçlar risk faktörleri arasındadır.”


Her Hastada Farkı Hasarlara Yol Açar


Felcin her hastada farklı hasarlara yol açtığını vurgulayan Şenbursa, erken teşhis için dikkat edilmesi gereken belirtileri şöyle sıraladı:


“Afazi: Felç geçiren hastaların dörtte birinde görülür. Hasta konuşulanı anlamada, konuşmada ya da yazmada güçlük çeker.


Mental durum bozuklukları: Hastanın çevresindeki kişileri tanıması, içinde bulunduğu yer ve zamanın farkında olması, dikkat, hafıza gibi fonksiyonlar.


Yutma güçlüğü: Katı ve sıvı gıdaları alırken zorlanmak, gıdaların nefes borusuna kaçması.


Görme problemleri, denge bozuklukları: Otururken, ayakta dururken veya yürürken dengenin sağlanamaması.


Dokunma duyusu: Dokunma duyusu gibi bazı duyularda azalma veya kayıplar yaşanır.


Mesane ve bağırsak: Mesane ve bağırsak fonksiyonları bozulabilir.


Felç sonrası: Uzun süreli yatak istirahatine bağlı kondisyonsuzluk ve bası yarası, enfeksiyon, damarsal problemler, kemik erimesi, genel ağrı, omuzda ağrı ve hareket kısıtlılığı, eklemlerde sertlik (kontraktür), kaslarda istenmeyen düzeyde kasılmalar (spastisite), epilepsi (sara hastalığı), depresyon gibi problemlerle sıklıkla karşılaşılır.”


Tedavinin rehabilitasyon ekibi tarafından yapılması gerektiğini söyleyen Dr. Fzt. Şenbursa, bu ekipte; beyin cerrahı, nörolog, fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı, fizyoterapistler, rehabilitasyon hemşiresi, ortez ve protez teknisyeni, iş ve uğraşı terapistleri, sosyal danışman ve psikolog bulunması gerektiğini kaydetti.


Refleks Terapi


Yapılan ilaç tedavisinin, beyin kanaması veya tıkanması neticesinde beyin dokusuna verilen hasarı bir an önce en aza indirmek, ilerlemesini önlemek ve beyin işlevlerinin sürdürülmesini sağlamak olduğunu anlatan Şenbursa, hastalığın tedavisinde en uzun ve zor dönemin rehabilitasyon aşaması olduğunu söyledi.


Rehabilitasyonun amacının hastaların fiziksel, zihinsel ve toplumsal işlevini en üst düzeye ulaştırmak olduğunu ifade eden Şenbursa, olabildiğince erken başlatılması gereken çalışmaların fizyoterapist eşliğinde yapılmasının önemine işaret etti.


Rehabilitasyon aşamasında eklem hareketleri, germe egzersizleri, kasların güçlendirilmesi ve denge eğitimin önemli olduğunu ifade eden Şenbursa, manuel olarak kaslara, eklemlere ve bağlara yapılan mobilizasyon ve manuplasyon hareketlerinin özel uzmanlık gerektirmekle beraber hastada daha kısa sürede ağrı ve harekette rahatlama ile fonksiyonel seviyede ilerlemeye sebep olduğunu vurguladı.


Bu süreçte refleks terapinin önemine dikkati çeken Şenbursa, felçli hastalarda refleks terapi uygulamaları hakkında şu bilgileri verdi:


Felç tedavisinde kullanılan refleks terapi doğuya özgü meridyen teorisi, akapunktur noktaları, Güney Amerika yüz haritaları ve klinik nörolojiyi de içeren birçok sistemin kombine edilerek kullanıldığı tedavi edici bir metottur. Bölgeler, meridyenler ve sinir sonlanmaları boyunca spesifik noktalara yapılan basınç nöro-biyolojik sistem ve merkezi sinir sistemini uyararak nörotransmitterler ve endorfin serbestleşmesini sağlar. Ayrıca bu haritalar vücutta faklı sistemler ile bağlantılı olan ve yüzde nörolojik yönden zengin olan bölgeler ile ilişkilidir. Verilen uyarılar kas iskelet sistemi ve beyine giden sinirsel uyarıları arttırıp kişinin iyileşme sürecini kısaltmada ciddi rol oynar.”



Felç tedavisinde refleks terapi

Verem (Tüberküloz)

Verem (tüberküloz) Myobacterium tuberculosis veya verem basili denilen organizmanın yol açtığı bulaşıcı bir hastalıktır, insanları binlerce yıldan beri etkileyen bu hastalığa neden olan basil, Alman bakteriyoloji uzmanı Robert Koch tarafından ancak 1882 yılında tanımlanabilmiştir.


M.Ö. 34 bin yıllarında ve neolitik dönem insanlarının kemiklerinde saptanan verem belirtileri hastalığın ne kadar eski olduğunu göstermektedir. Avrupa’da on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda gerçekleşen sanayi devrimi sırasında veremden ölenlerin sayısı çok olmuştur. Hastalığın yayılmasını önlemek için alınan ilk tedbirlerin bilimsel bir temeli yoktu. Ancak son yirmi beş yıl boyunca tedavide başarılı yöntemler geliştirilmiştir. Yirminci yüzyılın başında yaşama koşullarının düzelmesiyle veremden meydana gelen ölümlerin sayısı çok azalmıştır. Bununla birlikte hastalığın süratle gerilmesi ancak vereme karşı uygulanan çok etkili bazı ilaçların geliştirilmesinden sonra gerçekleşmiştir.


Verem gelişmiş ülkelerde hemen hemen bütünüyle kontrol altına alınabilmişse de, az gelişmiş ülkelerde yine de etkisini sürdürmektedir. Dünya sağlık örgütünün hazırladığı istatistikler, günümüzde yeryüzünde yirmi milyon kadar veremli hastanın yaşamakta olduğunu ve bunların hastalığı bulaştırabilecek durumda sayılabileceklerini göstermektedir. Her yıl veremden ölenlerin sayısı ise iki milyonu bulmaktadır.


Veremli hastaların dörtte üçü az gelişmiş ülkelerde yaşamakta ve hastalık gelişmiş ülkelerin bazı bölgelerinde de büyük sorunlara yol açmaktadır. Gelişmiş ülkelerde veremin gerilemesi bu hastalıkla yapılan savaşın getirdiği bir sonuçtur. Gelişmiş ülkelerde verem vakalarının azaltılmış olması tıp tarihinde önemli bir başarı sayılır. Ancak ölüm oranında önemli ölçüde bir düşüş olmakla birlikte, yeni vakaların sayısı aynı hızla azalmamaktadır. Veremin bütünüyle ortadan kalkabilmesi için, bulaştırıcı verem hastalıklarının zamanında teşhis edilmesi ve sağlıklı kişilere zarar vermeyecek şekilde tedavi edilmeleri gerekir.


PUSUDAKİ MİKROPLAR


Verem vücudun birçok organını etkileyebilmekle birlikte en çok zararlı olduğu kesim akciğerlerdir. Veremin tehlikeli bir hastalık sayılmasına, vereme yol açan organizmaların veremli hastaların öksürükleriyle etrafa yayılması sebep olmaktadır. Son yıl.ara kadar hastalar daha çok küçük yaş arda vereme yakalanmaktaydılar.


Çocuklar solukla verem basili aldıkları zaman akciğerlerin üst bölümünde verem başlar; ancak vücudun doğal savunma mekanizmaları hastalığı bu dönemde kolayca yenerler. Hastalık iyileşir ve akciğerlerin, röntgen filmlerinde, hastanın tüm yaşamı boyunca görülebilen bir iz bırakır. Bazı durumlarda çocuk hastalığı yenemez ve yayılan mikrop akciğerleri bütünüyle tahrip eder. Verem mikropları kan dolaşımı ile bütün vücuda yayılabilir ve birçok başka organı etkileyebilirler. En tehlikeli vakalar mikrobun meninkslere yerleşmesiyle ortaya çıkar. Çocuk hastalığı yenmiş görünse bile, tamamen iyileşmiş sayılmaz. Çünkü akciğerlerinde pusuda bekleyen bir miktar basil vardır.


Bu nedenle yaşamın ilerdeki bir döneminde hastalığın yinelemesi sözkonusu olabilir. Erişkinleri etkileyen verem vakalarının aslında vücuda küçüklükte girmiş olan mikropların etkinliği sonucu ortaya çıktıkları söylenebilir.


Meydana gelen verem vakaları azaldıkça, hayatlarında ilk kez verem belirtisi gösteren büyüklerin sayısı artmaktadır. Hastalık, çocuklukla giren mikropların etkinliği sonucu veya yeni bir mikroplanma nedeniyle ortaya çıkmışsa, akciğerlerin üst bölümünde zatürre başgösterir. Bu zatürrenin öteki zatürre türlerinden farklı bir gelişimi vardır. Verem, basili akciğeri tamamen tahrip edecek güçtedir ve bazen akciğerlerde delikler açacak kadar zararlı olur. Bu delikler hızla genişleyebilir. Bu nedenle veremin erişkinlerdeki olumsuz etkileri akciğer dokusunda meydana gelen bu eksiklikler nedeniyle ortaya çıkan aksaklıklarla belirir.


Akciğerlerinde verem başladığı için terleyen, kilo kaybeden ve ateşlenen hastaların bu tür belirtiler göstermeyen hastalardan daha şanslı oldukları söylenir. Çünkü, hastalığın ilerleyişi saptanamadığı sürece akciğerlerin büyük ölçüde tahrip olma tehlikesi doğar. Sürekli öksürük ve balgam tükürme bir verem belirtisi sayılıp teşhiste yararlı olabilir. Ancak aynı belirtiler sigara içen kimselerde rastlanılan süreğen bronşit olaylarında da görülmekte olduğundan yanılmalara yol açabilmektedir.


Akciğerlerin delinmesi kanamalara sebep olur ve balgam kanlanır. Hastaların doktora ilk gidiş nedeni, genellikle kan tükürmeleridir. Vücuttaki çoğu organlar gibi akciğerlerin dokusunda da yedek hücreler vardır; bunlar yıpranan dokuların işlevini bir ölçüde giderirler. Bu nedenle soluksuz kaldığı için doktora başvuran hastalarda verem gerçekten ilerlemiş sayılır. Bu durum tahrip olmuş akciğer bölümlerini bir daha hiç kullanamayacak olan hastalar kadar, toplum için de bir sakıncadır. Çünkü hasta belki de yıllarca çevresine verem basili saçmış ve hastalığını yüzlerce kişiye bulaştırmıştır.


Erişkinlerde hastalık çoğunlukla vücudun öteki bölümlerine yayılmaz. Ancak çocuklar ve gençler için aynı şey söylenemez. Yayılma genellikle kemiklere (en çok omurlara), böbreklere, dölyatağına ve deriye doğru olur. Verem basillerinin kan dolaşımına girdikleri durumlarda vücudun hemen her yerinde verem apseleri meydana gelir. Çocuklarda çok görülen bu durum, beyne yakın olduğu zaman özellikle tehlikeli olur.


NASIL ÖNLEMELİ?


Son yıllara kadar verem, ancak belirtileri kesin olarak ortaya çıktığı zaman teşhis edilebiliyordu. Bu durum, özellikle yaşlı hastaların hastalığı aylarca ve hatta yıllarca çevreye bulaştırmalarına yol açıyordu. Günümüzde başarıyla uygulanan antibiyotiklerin yardımıyla, hastalar kolayca tedavi edilebilmektedir. Ancak hastalığın teşhisinden önceki bulaşma tehlikesi henüz ortadan kaldırılamamıştır. Bu nedenle birçok gelişmiş ülkede veremin, henüz belirti göstermediği sıralarda teşhis edilmesine çalışılmaktadır.


Veremi saptamak amacıyla uygulanan en yaygın yöntem, dış görünüşüyle sağlıklı olan kişilerin röntgen filmlerinin çekilmesidir, iş yerlerinde, fabrikalarda, okullarda özel ekipler ücretsiz olarak röntgen filmi çekerler, böylece gizli verem vakalarının saptanmasına çalışılır. Bu çalışmalar sırasında hiç bir hastalık belirtisi göstermeyen birçok kişide akciğer veremi saptanır ve toplum sağlığı ve ulusal ekonomi açısından çok yararlı sonuçlar elde edilir.


Ancak yaşama koşullarının yükselmesi ve verem vakalarının azalmasıyla, bu yöntem yardımıyla saptanan verem vakalarının sayısı azalmış ve dolayısıyla maliyet yükselmiştir. Ayrıca, hasta olma olasılığı en yüksek olan işsizler, yaşlılar ve yoksullar genellikle bu araştırma çalışmalarının kapsamına girmemektedirler. Bu nedenle günümüzde ilgili çalışmalar daha çok verem vakalarının en yoğun olduğu gecekondu bölgeleri ve tutukevleri gibi yerlerde yapılmaktadır. Ayrıca günlük işleri sırasında çok sayıda insanla ve özellikle çocuklarla ilişkide bulunan kişilerin (örneğin öğretmenlerin) sık sık denetimden geçirilmesine çalışılmaktadır. Bütün bu çalışmalar veremin erken teşhisinde ve hastaların toplumdan uzaklaştırılmasında çok yararlı olmaktadır.


Veremi saptamak amacıyla uygulanan bir başka yöntem de deriye yapılan testlerdir (tüberkülin testi). Verem basilinden çıkarılan bir parça protein deriye şırınga edilir. Verem geçirmiş kişilerde basilin verildiği noktanın hemen yanında küçük kırmızı ve ağrısız bir yumru meydana gelir. Bu testler veremin çok yaygın olduğu yıllarda son derece yararlı olmaktaydı, örneğin otuz yıl önce, bu testler vücudun verem mikrobu ile temasa gelip gelmemiş olduğunu belli etmekteydi. Verem vakalarının azalmasından sonra, bu testler daha çok testin yapıldığı sırada veremli olan hastaların teşhisinde yararlı olmaya başladı. Birçok yerde, verem geçirmiş veya geçirmekte olan kişilerin saptanmasıyla hastalığın etkisi önemli ölçüde azaltılmış oldu. Daha sonra bu yöntemin yerini vereme karşı uygulanan aşılar almaya başladı.


Hangi yöntemle olursa olsun bir kişinin veremli olduğu kanısına varıldığı zaman, kesin teşhise varabilmek için verem basilinin mikroskop incelemesiyle saptanması gerekir. Akciğer vereminde mikroskopla balgam incelenir. Verem böbrekleri etkiliyorsa, mikroplar sidik içinde görülürler. Gerek sidikten ve gerek balgamda elde edilen basiller iaboratuvarlarda kültür içine konabilirler. Bu işlem, basile karşı hangi ilacın daha başarılı olacağını saptamak amacıyla yapılır.


NASIL TEDAVİ EDİLMELİ?


Röntgen filmleriyle veya deriye uygulanan tüberkülin testiyle veremli oldukları saptanan kişilerin birçoğu hastalığı vücutlarındaki savurma mekanizmaları ile yenmiş veya hiç olmazsa kısmen etkisiz hale getirmişlerdir. Bu kişilerin vereme karşı hazırlanan, ilaçlarla tedavi edilmelerine gerek yoktur. Ancak hastalığın yineleyebilmesi olasılığı olduğu için bunlar sürekli denetim altında tutulurlar.


Verem tedavi yöntemlerinde son otuz yıldız büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Bazı ilaçların bulunmasından önce, hastalara yatakta dinlenmeleri öneriliyor ve böylece hastalığın yayılması önlenmek isteniyordu. 1950 yılına kadar akciğer veremi çoğunlukla bir dağ sanatoryumunda yatak tedavisiyle geçirilmeye çalışılıyordu. Ayrıca bazen pnömotoraks denilen bir işlemle akciğerin çevresine hava vererek büzülmesi yoluna gidilirdi. Bu yöntemler artık hemen hiç uygulanmamaktadır. Bugün veremin başarılı tedavisi en yaygın ilaçların yerinde ve gerektiği biçimde kullanılmasına dayanmaktadır.


Ancak veremin ilaçla tedavisi, gerek doktor gerek hasta için bazı güçlüklere yol açar. ilkin, kesin sonuca varabilmek için tedaviyi uzun süre devam ettirmek gerekir. Çoğu verem hastaları en az bir buçuk iki yıl süren bir ilaç tedavisi gerektirirler. Bazı hastaların ise çok daha uzun bir süre tedavi edilmeleri gerekebilir. İlaç tedavisi gören hastalardan bazılarının hiç bir hastalık belirtisi göstermedikleri ve belirti gösteren hastalarda ise bu belirtilerin birkaç ay sonra kaybolduğu göz önüne alınırsa, uzun süreli tedavi için ne denli sabırlı olmak gerektiği ortaya çıkar.


Hastalığın tedaviyi güçleştiren bir başka özelliği de, verem basilinin ilaca karşı olan direncinin çabuk kırılmamasıdır. Verem basillerinin ilk uygulanan ilaçla kolayca öldürülebildikleri, ancak bir süre sonra bu ilaca karşı bağışıklık kazandıkları sanılmaktadır. Sonuç olarak, tedavide başarılı olduğu sanılan bir ilaç birkaç ay sonra etkisiz hale gelmekte ve verem yeniden çevreye bulaşmaya başlamaktadır. Ancak verem basili aynı anda uygulanan birkaç ilaca karşı kolayca bağışıklık kazanamaz. Bu nedenle hemen bütün hastalar birkaç ilaç birden verilerek tedavi edilirler.


Bir hastada herhangi bir ilaca karşı dirençli organizmalar meydana gelir ve hasta dolayısıyla yeniden bulaştırıcı hale gelirse, veremi bu hastadan alan kişiler de aynı ilaca karşı dirençli olurlar. Gerçekten, dirençli verem basillerine karşı tedbir alınmadığı durumlarda hastalık çok yaygınlaşır. Böylece bir süre sonra belli bir yörede bağışıklık kazandıran ilacın kullanılması olanağı ortadan kalkar ve yeni ilaçların uygulanması gerekir.


Veremin ilaçla tedavisi o kadar başarılı sonuçlar vermiştir ki, eskiden uygulanan yatakta dinlenme tedavisi ve güçlü bir beslenme rejimi gibi tedbirlere artık gerek kalmamıştır. Geçmiş yıllarda hastalar uzun bir süre sanatoryumlarda kapalı kalırlarken, günümüzde günlük işlerini sürdürürken ilaçla tedavi olabilmektedirler. Ayrıca tedavi sırasında bulaştırıcı olmadıkları için, tamamen iyileşmeseler de toplum içine dönebilmektedirler. Ancak, bu şekilde toplum içine girdikten sonra tedaviyi devam ettirmeyen hastalar çok kötü sonuçlara yol açabilirler.


HEKİMİN SİLAHLARI


Yukarıda da sözü edildiği gibi veremin önlenebilmesi için alınacak en etkili tedbir, veremli hastaların saptanması için yapılan çalışmalardır. Bu nedenle hastaların açığa çıkarılmasında daha etkili olabilecek tedbirler araştırılmaktadır. Bir verem vakası saptandığı zaman, hastanın yakınındaki kişiler de titizlikle incelenir. Hastanın iş arkadaşlarının ve yakın akrabalarının röntgen filmleri alınır ve belirti göstermeyen hastalar varsa saptanır. Deri üzerine uygulanan testlerle, hastalığı daha önceki yıllarda geçirmiş olanlar ayırt edilir. Birçok ülkede, veremli hastaların ilişkide bulunduğu sağlıklı kişilere de verem tedavisi uygulanmaktadır.


Hastanın yakın akrabalarında verem belirtileri görülürse, izoniyazit adlı ilaçla en az bir yıl süren bir tedaviye başlanır. Avrupa’da vereme karşı alınan tedbirlerin başında verem aşısı (BCG) gelmektedir. BCG aşısı veremin en zararlı türlerine karşı bile çok etkilidir. Bu aşı bir tür verem basilinden hazırlanmıştır ve birçok ülkede okul çağındaki çocuklara yapılır, önemli ölçüde bağışıklık sağlayan bu aşı verem vakalarını çok azalmıştır. Ancak aşılanan kişilere deri testleri yapılmaz; çünkü bu kişiler daima daha önce verem geçirmiş hastaların belirtilerini gösterdikleri için yanıltıcı durumlar meydana gelir.



Verem (Tüberküloz)

Unutkanlık

Beyin üzerinde çalışmalarını sürdüren bilimadamlarına göre, beynin saklama kapasitesi konusu halâ gizini koruyor. Harvard Üniversitesi psikoloğu Daniel Schacter, 1996′da yazdığı ”Belleğin Peşinde”adlı kitabında, bir arkadaşla öğle yemeğine çıkmak gibi basit bir işi gerçekleştirmek için bile, yoğun bir zihinsel faaliyetin sürdürüldüğünü söylüyor. Önce arkadaşın dış görünümüne ilişkin bellek kayıtları taranacak; sonra restoran seçilecek; daha sonra seçilen restorana giden güzergah saptanacak vs.


Öncelikle beynin bilgisayardan farklı olduğunu akıldan çıkartmamak gerek; ancak aralarındaki parallelliği de gözardı etmemekte fayda var. Bu analojiden yola çıkarak beyni inceleyen bilimadamları, masaüstü bilgisayarında olduğu gibi beyinde de iki tip bellek olduğunu belirtiyor: ”Cari bellek”şu andaki bilgileri depolar; ”Uzun vadeli bellek”ise bunları ilerisi için saklar.


Yaygın kanının aksine beyin her şeyi kaydedip, daha sonra kullanmak üzere beynin kıvrımları arasına gömmez. Cari bellekteki kayıtlar, bilgisayarın RAM’ine (Random-access memory) benzer ve hemen silinip gider. Cari bellek, basit hesaplamaları yapmaya veya çevirdikten sonra unutulan telefon numaralarını anımsamanıza yardım eder. Yine RAM gibi uzun süreli kayıt yapmaksızın analiz ve keşiflerde bulunmanıza olanak sağlar.


Uzun vadeli bellek, sabit disk (veya sürücü) gibi çalışır. Eski bilgi ve deneyimleri, beynin “serebral korteks” denilen bölgesinde saklar. Korteks adı verilen beynin dış kısmı, 10 milyar civarında sinir hücresini barındırır. Bu hücreler elektriksel impuls ve kimyevi maddeler aracılığı ile birbiriyle iletişim kurar.


Bir görüntü, bir ses veya bir fikir algılandığı zaman bu nöronların içinde özel bir alt grup harekete geçer ve her zaman bunlar orjinal konumlarına geri dönmezler. Onun yerine, birbirleriyle olan bağlantılarını güçlendirirler. Bu durumda, bu ağı harekete geçiren herhangi bir şey, orijinal algıyı bellek olarak öne çıkartır.


”Bizim, anı olarak değerlendirdiğimiz her şey, sinir hücrelerinin son aldığı bağlantı şekillerinden başka birşey değildir”diye konuşan Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi Bellek Hastalıkları Kliniği Başkanı Dr. Barry Gordon, belleğin çalışma şekline ilişkin şu bilgileri veriyor: ”Her yeni anı, korteksin tamamını saran binlerce nöronu devreye sokar. Eğer bu anı hemen kullanılmaz ise hızlı bir şekilde silinip gider. Oysa sık aralıklarla kullanılan anı bağlantıları, doku içinde daha derinlere işleyerek yerini sağlamlaştırır.”


İstenirse bazı anılar, uzun vadeli belleğe atılabilir. Bunun yolu alıştırma yapmaktır. Ne var ki bellekten bir bilgiyi çıkartmak veya ilave etmek bilinçle yapılmaz. Hipokampus denilen beynin iç kısmındaki iki parçalı küçük organ, bu çıkartma veya ekleme işlemini otomatik olarak yapar.


Bilgisayarın klavyesine benzeyen hipokampus, kumanda masası gibidir. Nöronlar, kendilerine ulaşan bilgileri hipokampusa gönderir. Hipokampus buna olumlu yanıt verirse nöronlar daha kalıcı bir ağ örmeye başlar. Ancak ”geç”işareti verilmez ise deneyim sonsuza dek silinir gider.


Hipokampus’un verdiği karar iki önemli faktöre bağlıdır. İlki, bilginin duygusal bir önem taşıyıp taşımamasıdır. Bu bağlamda beyin, ilgi alanına giren konular dahilinde kendine özel bir dünya kurar ve bu dünyada belirleyici etken duygulardır.


İkinci faktör, beyne giren bilginin daha önceki bilgilerle bir bağlantısının olup olmamasıdır. Bilgisayar, aralarında bağlantı olan bilgileri ayrı ayrı depolar; oysa beyin, bilgiler arasında bağlantı kurmak için didinir durur. Beyin, kısaca, yeni bilgileri daha önce varolan bilgilerin ağına düşürmek için çabalar. Bu durumda bilginin kaydedilmesi, eğitim ve kültür farkına bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterir.


Beyin, ileride kullanma şansı en yüksek olan bilgileri depolayarak yaşanabilir bir dünya yaratmaya çalışır. Columbia Üniversitesi’den sinirbilimci Eric Kandel, bu olguyu şöyle açıklıyor: ”Günlük yaşamda karşılaştığımız çerçöp bilgiyi yolumuzun üzerinden çekerek dikkatimizi önemli olanlar üzerinde yoğunlaştırırız. Her şeyi anımsayabilmek Tanrı’nın bir lütfu gibi görünse de sonuç hiç de iç açıcı değildir.


Mesleki yaşamımda insanüstü belleğe sahip kişiler tanıdım. Bu kişiler, bir olayla ilgili her türlü ayrıntıyı hatırlarlar. Sayılar ve sözcükler konusunda harika bir belleğe sahiptirler. Ancak bunların pek çoğu soyut düşünce konusunda çok büyük sorunlar yaşar. Deneyimlerini filtreden geçirme yeteneğinden yoksun olan bu kişiler, olaylardan anlamlı bir sonuç çıkaramazlar.”


Ne Yediğini Unutmak


Connecticut’ta bir fabrikada işçi olarak çalışan H.M.’nin 1953 yılında tıbbi kayıtlara geçen durumu yeralıyor. O tarihte 27 yaşında olan H.M. şiddetli sara nöbetleri geçirmektedir. Cerrahlar, faydası olur umuduyla H.M.’nin hipokampusunu ameliyatla çıkartırlar. Ameliyat, H.M.’nin sara nöbetlerinin şiddetini azaltırken, belleğinde varolan bilgilere zarar vermez. Ne var ki H.M.’nin belleği bu tarihten sonra kayıt yapma yeteneğini yitirir. Sabah kahvaltısında ne yediğini anımsamak bir yana kimse ile dostluk kuramaz.


Boston Üniversitesi araştırmacıları 1993 yılında bu vaka ile ilgili şunları söylüyordu: ”Ameliyatından 40 yıl sonra H.M. ne yaşını, ne de yaşadığı yeri biliyor. Günlük tarihi bile söylemekten aciz.”


Hipokampusu devreden çıkartmanın tek yolu ameliyat değil. Alzheimer da organı yavaş yavaş bozar ve yeni anıların oluşmasını engeller. Normal yaşlanma süreci de belleğin zayıflamasına yolaçar.


Otopsi raporlarına göre 60 ve 70 yaşlarında, her on yılda bir beyin, kütlesinin %5 ile 10′unu yitirir. Görüntü testleri de hipokampus ve frontal korteksin giderek faaliyetini yitirdiğini gösteren önemli tekniklerdir. Dolayısıyla gençler yaşlılara oranla bellek testlerinde daha başarılıdırlar.


Bugün uzmanlar, bellek testlerindeki bu farkın, kaygı uyandıracak kadar önemli olmadığını kaydediyor. Uzmanlara göre alzheimer veya damar hastalıkları gibi özel bir hastalık söz konusu olmadıkça, yaşlılık düşünüldüğü kadar belleğe zarar vermez; en kötü ihtimale göre kayıt ve anımsama hızı düşer ve ufak yanılgılar meydana gelir. Örneğin bellek testlerinde yaşlıların aldığı ortalama puanlar, yaş ilerledikçe düşmekle birlikte, bazı seksenliklerin kolej öğrencilerinden daha yüksek puanlar aldığı da görülmüştür.



Unutkanlık

Doktor açığına 3 üniversite birleşti

doktor acigina 3 universite birlesti 9221 Türkiye’de ilk kez 3 büyük üniversite doktor açığını gidermek için ortak bir üniversite kurma kararı verdi. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, Ankara, Gazi ve Hacettepe’nin “Birleşik Ankara Üniversitesi” (BAÜ) adıyla yeni …
Türkiye‘de ilk kez 3 büyük üniversite doktor açığını gidermek için ortak bir üniversite kurma kararı verdi. Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, Ankara, Gazi ve Hacettepe’nin “Birleşik Ankara Üniversitesi” (BAÜ) adıyla yeni bir üniversite kurmak için YÖK’e başvurduğunu açıkladı. BAÜ için YÖK’e başvuru yaptıklarını belirten Tuncer, yeni üniversitenin öncelikle tıp, daha sonra birçok dalda eğitim vereceğini kaydetti.


HOCALAR DÖNMEZ
Prof. Dr. Murat Tuncer, tam gün yasasında yapılacak değişiklikle üniversitelerden ayrılarak muayenehane tercihinde bulunan hocaların dönmeyeceğini söyledi. Sözleşmeli hoca yoluna gidilebileceğini belirten Tuncer, “55 TL’lik katkı, tam günde çalışacak arkadaşlar için önemli bir rakam. Ancak kanser ve acildeki hastalar bu fiyattan ayrı tutulmalı” dedi.
“Sağlık alanındaki en önemli problem, doktor eksiği. Bunun da ana problemi kontenjan yetersizliği” diyen Tuncer sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de tıp fakültesi sayısı fazla ama çoğu küçük. Oysa tıp fakültelerinde eğitim verecek kadro her yere yayılamaz. Belli yerlerde kökleşmiş ve yerleşik tıp fakültelerinde kontenjanı artırabilecek girişimler yapmanız gerekiyor. Bunun için kadro, fiziksel mekân ve teknolojik altyapı gerekiyor. 3 köklü üniversite olarak bu sorunun çözülmesi için harekete geçtik. Mevcut hastanelerimiz hizmete devam edecek ama yeterli olmayabilir. O nedenle BAÜ eğitimlerini, Sağlık Bakanlığı’nın eğitim ve araştırma hastanelerinde ortak kullanımla sürdürebileceğiz.”
Birleşmeyle doktor açığını 5 yıl içinde kapatacaklarım belirten Tuncer, projenin en önemli noktalarından birinin de uluslararası öğrencilere yüzde 30 kontenjan verilmesi olduğunu ifade etti.



Doktor açığına 3 üniversite birleşti

Bir Dakikada Strese Son Vermenin 8 Yolu

bir dakikada strese son vermenin 8 yolu b 290x250 İş hayatının yoğun temposunda, fazladan para veya zaman harcamanıza gerek kalmadan strese karşı gelmek mümkün.


Günümüzde stres en büyük sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. İş ve aile sorunlarına bir de maddi sorunlar eklenince ister istemez stres sahibi oluyoruz.
Peki Bu Durumda Ne Yapmalı? 


İş hayatının yoğun temposunda strese karşı gelmek mümkün.Siz de aşağıda sıralayacağımız taktiklerden bir kaçını deneyerek stres oranınızın azaldığını hissedebilirsiniz. Üstelik bu yöntemlerin hepsi kısa süreli ve fazladan enerji tüketmeniz gerekmiyor.
Stresten arınmak için aslında çoğu insanın aklına gelen şey mini bir tatil ya da kaplıcalarda geçirilecek bir gün olabilir. Hatta bütün gece boyu küvette stres atmak bile aklınıza gelebilir. Ancak stresten arınmak için fazladan para veya zaman harcamanıza gerek yok. En önemlisi de stresi yoğun yaşadığınız anlarda bir kaç dakika dışında boş vaktinizin olmadığı gerçeğidir.
Şimdi size önereceğimiz yöntemleri inceleyin ve size en kolay gelenleri deneyin. Farkı siz de hissedeceksiniz.
Hızlı Vücut Taraması Yapın
Beyninizi sakinleştirmek ve vücudunuzdaki değerlerin farkına varmak için rahat bir pozisyonda oturun ya da yere uzanın. Gözlerinizi kapatın ve ellerinizi vücudunuzda gezdirmeye başlayın. Ayaklarınızdan başlayarak yukarı doğru çalışabilirsiniz. Bu esnada gerilmeleri gözlemleyecek ve üzerinden geçerken yok olduğunu hissedeceksiniz.
Kapsamlı bir vücut taraması 10 dakika sürüyor ancak siz bunu bir dakikada yaparak başıboş dolaşan beyninizi rahatlatarak şimdiki zamana geri gelmesini sağlayabilirsiniz.
Doğa Sesleri Dinleyin
Amerikalı stres uzmanı Dr. Kathleen Hall tabiat seslerinin stresi azaltmada yardımcı olduğunu belirtiyor. Stres uzmanına göre bir ile üç dakika arasında okyanus, yağmur ormanı ya da bir derenin doğal seslerini dinlemek zihne büyük katkı sağlıyor. Üstelik artık bu tür doğal sesleri dinlemek için akıllı telefon uygulamaları indirmek de mümkün. Dr. Hall bu tür uygulamalardan faydalanarak kuş ya da kedi sesleri dinleyerek bile stres hormonlarını önlemenin mümkün olduğunu belirtiyor.
Gülün


Gülmek çok yararlı. İlk başta garip gelebilir ama kendinizi gülmeye zorlayın. Denerseniz düşündüğünüz kadar zor olmadığını anlayacaksınız. İnternette komik videolar izleyerek ya da komik bir anınızı düşünerek gülebilirsiniz. Haberler.com sitesinin videolarında sizi neşelendirecek seçkiler bulabilirsiniz. Bu şekilde stresten uzaklaşabilirsiniz çünkü gülmek beyindeki endorfinleri dışarı salgılamanızı sağlayarak kaslarınızı gevşetiyor.
Derin Nefes Alın
Sadece bir dakikalık derin nefes alıp verme faaliyeti beyninizi ferahlatarak vücudunuzu canlandırır. 1970′li yıllarda Dr. Herbert Benson tarafından Harvard Üniversitesinde yapılan bir araştırmada kısa süreli nefes alıp-verme meditasyonunun vücudun strese karşı gelme gücünü arttırdığını ortaya koyuyor. Siz de bu meditasyondan yararlanmak için sakin bir yerde oturun ve bir dakika derin nefes alarak sizi sıkan düşüncelerin aklınızdan uçup gitmesini sağlayın.
Masanızda Güzel Kokulu Losyon Bulundurun
Beyninizin kokuları algılayan bölümü duygu ve hafızanıza hükmeden bölümüne aslında çok yakındır. Bu yüzden güzel kokulu ortamlarda bulunmak pozitif duygular geliştirmenizi sağlayarak beyninizi yatıştıracaktır. 2008 yılında yapılan ve Holistic Nursing Practice tarafından yayımlanan bir araştırmada yoğun bakımda çalışan hemşirelerin güzel kokulu ortamlarda çalışırken stres algılamalarının düştüğünü ortaya koyuyor. Siz de masanızda lavanta çiçeği ve nane aromalı losyonlar bulundurarak strese girdiğinizde küçük dozajlarda cildinize uygulayabilirsiniz.
Boyun ve Omuz Masajı
Kendinize kısa süreli bir masaj yaparak boynunuzda ve omuzunuzdaki gerilen kasların gevşemesini sağlayabilirsiniz. Ancak bu masajın etkili olabilmesi için bilgisayardan uzaklaşın ve sakin bir ortama geçin. Masajı yaparken gergin bölgelerin rahatladığını hissedeceksiniz.
Dans Edin
Dans yaparken sergileyeceğiniz figürler sayesinde vücudunuzdaki gerilmelerden arınarak canlanabilirsiniz. Yapacağınız her türlü egzersiz hareketi stresinizi azaltmada size yardımcı olacaktır. Bu yöntemin en güzel yanı dans ederek zevk almanız ve aynı zamanda sağlığınıza pozitif katkı sağlamanız olacak. Bilgisayarınızdan uzaklaşın. En sevdiğiniz parçayı açın ve kulaklıklarınızı takın. Sonucun sizi hayrete düşüreceğinden emin olabilirsiniz.
E-mail Meditasyonu
E-mail günümüzdeki en büyük İnternet stresi kaynaklarından bir tanesi. Masanızda otururken ekrana baktığınızda cevaplamanız gereken onlarca e-mail olduğunu görmeniz sürekli yaşadığınız bir şey. Peki bunun verdiği strese karşı ne yapmalı?
Dr. Lillian Cheung ve Zen Uzmanı Thich Naht Hahn’ın geliştirdiği e-mail meditasyonunu deneyebilirsiniz. E-maili yazdıktan sonra Gönder tuşuna tıklamadan önce yapmanız gereken şey çok basit.
Nefes alırken ‘İnternet’in Gücüne Müteşekkirim’, Nefes verirken ise ‘Şu an yazmış olduğum e-mailin ve amacımın farkındayım’ diyerek kendinizi kontrol edebilir yanlış kişilere yanlış e-posta gönderme riskinin önüne geçerek strese girmekten kurtulabilirsiniz.



Bir Dakikada Strese Son Vermenin 8 Yolu

Dikkat Düşük Kalorili Diyetler Depresyona Sokuyor

dusuk kalorili diyetler depresyona sokuyor b 291x250 Diyet yaparken düşük kalorili diyetlerin bedeli ağır oluyor. Düşük kalorili yaptığınız diyetlerde vücudunuzda genişleme ve sarkmalar meydana geliyorsa bunda bir terslik var demektir.


Proteini eksik etmemeye özen gösteriniz. Mutlaka uzmanlardan yardım alınız. Bilinçsizce yapılan diyetlerde kilo yerine kas kaybı yaşanmaktadır. Kas kaybetme sonucunda vücudunuzda genişleme ve sarkmalar meydana gelir. Günlük alacağınız kalori miktarını mutlaka uzmanlara danışın.


Bilinçli yaptığınız diyetlerde kısa sürede kilo vermek mümkün olmasa da daha sağlıklı ve sıkı zayıflarsınız.



Dikkat Düşük Kalorili Diyetler Depresyona Sokuyor

Savaş Oyunlarının Çocukların Üzerine Etkisi

savas oyunlarinin cocuklarin psikolojisi uzerine etkisi b 300x225 Çocuğunuz bilgisayar başında oyun oynarken ne kadar güvende hiç düşündünüz mü?


Çocuğunuz bilgisayar başında oyun oynarken ne kadar güvende hiç düşündünüz mü? Son günlerde yapılan araştırmalar sonucunda ülkemizdeki çocukların % 70’inin bilgisayar, % 68’inin de oyun konsoluna sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırmalar neticesinde çocuklarımız zararlı içeriklere sahip oyunları oynamaları kaçınılmaz hale gelmektedir. Kötü katkılara sebep olacak oyunlar kategorisinden savaş oyunlarını ele alacak olursak, bilinçli ve ölçülü olmadığı taktirde masaüstüne indirilerek oynatılan bu tarz oyunların çocukların hatta gençlerin psikolojilerinde ciddi hasarlar meydana getirdiği aşikardır.


Bu tarz savaş oyunları günümüzde o kadar yaygın bir şekilde üretilmeye başlandı ki neredeyse her oyun yapımcısı mutlaka bir savaş oyunu çıkartıyor hatta çıkartmayanlar bile bu tarz oyunlar üretmenin yollarını arıyor. Sebebi elbette ki çocuk yaştaki tüketici kitlesinin bu oyunlara olan merakıdır ancak bu tarz vahşet, kan ve ölüm görüntülerini bünyesinde barındıran oyunlar çocuklarınızı psikolojik olarak yıpratacaktır. Bu oyunlarda gördüğü karakterleri örnek almalarını ve büyüdükleri zaman onlar gibi öldürmek ve güçlü olmak isteğinde bulunacaklardır.


Aile içerisinde özellikle anne ve babaların çocuklarının bilgisayar başında bu tarz oyunları oynamalarını ve ileriki zamanlarda savaş oyunlarının çocuklarına ciddi zararlar vermelerini önlemek için bir takım önlemler almaları gerekir. Çocuklarınıza oyun oynamayı yasaklayarak ya da bu tarz oyunları oynamasını engelleyerek sorunu çözemez hatta daha ciddi bir şekilde onların savaş oyunlarına özenmesine neden olursunuz. Bu neden çocuklarınıza masaüstüne indirilen ve ciddi vahşet, ölüm gibi akılda kalıcı kötü görüntü sahnelerine sahip büyük boyutlu ve gerçeğe çok yakın olarak üretilen oyunları oynatmak yerine internet üzerinden tamamen daha eğlenceli ve güvenli olan, daha gerçekten uzak ve hayali görünen flash oyunları oynatabilirsiniz. Özellikle masaüstüne indirilen oyunlar görüntü kaliteleri ve gerçeğe olan yakınlıkları sebebiyle savaş oyunları oynamak isteyen çocukların psikolojisini daha kötü etkileyecektir.


Gerçekçi görüntüleri ve sahnelerine sahip bu oyunlar çocuklara günlük yaşamda da örnek olacak bu nedenle kötü davranışlar sergilemelerine zemin hazırlayacaklardır. Oysaki flash oyunların görüntü kalitesi daha gerçekten uzak görünmesinden dolayı çocuklarınız için daha hayalci ve gerçek hayatta mümkün olmayan şeyler olarak görülecek ve savaş oyunlarını oynasalar bile onları örnek almamalarını sağlayacaktır.


Her ne kadar erkek çocuklarının savaş oyunlarına ilgi gösterip bazı kötü sahnelerden etkileneceğini düşünsek de aslında kız çocukları için de durum çok da iç açıcı değil. Nitekim çevresinden duyduğu, gördüğü oyunlardan kız çocuklarımızın da etkilenip bu tarz oyunları denemek isteyeceğini düşünürseniz tehlikenin onlar için de yakın olduğunu görebilirsiniz. Kız çocukları için de en önemli çözüm kaynağının flash oyun siteleri olduğunu söyleyebiliriz. Zira her çeşit kız oyunları üreten flash oyun yapımcıları giydirme oyunlarından, evcil hayvan beslemeye, kuaför oyunlarından, süslenme oyunlarına kadar tamamen güvenli ve son derece yararlı oyunlar piyasaya sürmekte. Bu oyunların oynanması kız çocuklarının kişisel ve psikolojik gelişimlerine yardımcı olmakta renkleri tanımalarına, el-göz koordinasyonun artmasına vesile olmaktadır. Kısacası savaş oyunları ya da kız oyunlarıolsun çocuklarımızı oyun oynarken mutlaka takip etmeli miami vice, painkiller, mafia gibi vahşet içeren oyunlar yerine daha basit flash oyunlar oynamaların destekleyebiliriz. Böylece onları hem şiddetten korumuş hem de gelişimlerine katkıda bulunmuş oluruz.



Savaş Oyunlarının Çocukların Üzerine Etkisi

Daha net Görmek için öneriler

artik net gormek istiyorum diyenlere yol haritasi b 300x256 Lazerde teknoloji faktörü çok önemli


Gelişen tıp teknolojileri sayesinde gözlük kullananların imdadına yetişen lazer teknolojisi her geçen gün yeni gelişmelerle farklı bir boyut kazanırken, bu uygulamayı yaptırmak isteyenler de yaşanan bilgi karmaşası içerisinde doğru karar vermekte güçlük çekebiliyorlar. Dünyagöz Ataköy’den Dr. Haluk Talu, lazerle gözlüklerinden kurtulmak isteyenler için rehber niteliğinde önemli bilgiler verdi.


Gözdeki kırma kusurlarının (miyopi, hipermetropi, astigmatizma) tedavi edilmesinde kullanılan lazer teknolojilerinde her geçen gün yeni gelişmeler yaşanıyor. Yeni nesil bıçaksız lazer teknolojisi olarak adlandırılan intralase ve kişiye özel wavefront yöntemlerinin uygulanmaya başlanması ile birlikte laser tedavisinde hangi teknolojinin tercih edilmesi gerektiği, yeni ve eski teknolojinin nasıl ayırt edileceği, aradaki farkın ne olduğu gibi sorular gündeme geldi.


Yeni ve Eski Teknolojinin Farkı


Laser ameliyatı için 2 işlem gerekir. Birinci işlem gözün önündeki kornea yüzeyinin aşılması, ikinci işlem ise korneanın numaraya göre yeniden şekillenmesi. Yeni teknolojide kornea yüzeyi femtosaniyelaseriyle bıçaksız aşılıp, numaralar da kişiye özel tedavilerle düzeltilebiliyor.


Dr. Haluk Talu, yeni nesil lazer tedavilerinin dünyayı daha net göstermedeki başarılarının çok üstün olduğunu belirterek, günümüzde gözdeki kırma kusurlarının tedavisinde iLASIK tedavisinin teknolojik olarak en gelişmiş lazer yöntemi olduğunu söyledi. Dr. Haluk Talu, iki aşamadan oluşan ve gözlükten kurtulma ameliyatlarının baştan sona bıçaksız lazerle yapıldığı uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi: “Operasyonun birinci aşamasında bir femtosaniyelaseri olan Intralase cihazı ile bıçak kullanmadan, en ince ayarlı bir şekilde kornea tabakasında arzu edilen kalınlıkta ve çapta bir kapak oluşturuyoruz. Tamamiyle doktor kontrolü altında yapılan bu işlem sırasında vakum boşalması gibi herhangi bir sıkıntı olursa bile korneada bir hasar oluşmuyor, yeni bir kapak oluşturarak ameliyata devam edebiliyoruz. Bıçaksız laser ameliyatı güvenli kapak oluşturmak için geliştirilmiş en ileri yöntemdir. Bu yöntemle son derece ince fakat dayanıklı kapaklar oluşturabiliyoruz. Bu kapaklar sayesinde iyileşme çok hızlı oluyor, hastalar 5-6 saat sonra gözlüksüz görmenin keyfini çıkarmaya başlıyorlar. İkinci aşamada bıçaksız olarak oluşturduğumuz bu kapakçığın altına göz numaralarını düzeltmek üzere, korneanın eğimini değiştirecek bir excimerlaser uyguluyoruz. Yeni teknolojide excimerlaseri NASA pilotlarına da uygulanan kişiye özel wavefront yöntemi ile ya da wavefronta optimize edilmiş yöntemlerle uyguluyoruz. Wavefront göz bozukluğunu sadece gözlük numaralarıyla ifade etmeyip, bu bozukluğun daha detaylı tarifi anlamına gelir. Wavefront ölçümü alınırken iris fotoğrafı da hafızaya alınır ve ameliyat sırasında hasta yattığı için gözü biraz devrilmiş olsa bile cihazın iris tanıma özelliği ile hastanın astigmat aksı birebir yakalanmış ve tedavi doğru düzleme yapılmış olur. Bu yüzden özellikle astigmatlarda wavefront tedavileri yüksek başarılır. Wavefront aynı zamanda gece görüşü için de standart laser tedavilerine üstünlük gösterir. Eski teknolojide mikrokeratom adı verilen ve bıçak kullanılan bir sistemle korneada kapak (flap) oluşturulur. Mekanik keratomda kontrol tamamen doktorun dışındadır, doktorun müdahale şansı yoktur. Kesi sırasında vakum kaybedilirse flap yırtılır, ameliyat iptal edilir. Kornea hasarı fazla değilse 3 ay sonra yöntem tekrarlanır. Bu da gözde oluşabilecek farklı problemlere yol açarken, net görüşü olumsuz etkileyebilmektedir. Ayrıca eski nesil excimerlaser tedavileri gece ışık saçılmalarını daha fazla hissettirir.”


Lazerle İlgili En Çok Merak Edilenler


Dr. Talu hastaların kafalarında lazer uygulamasıyla ilgili pek çok soru işareti bulunduğuna dikkat çekerek, bu sorulara şu şekilde açıklık getirdi: “Hastalarımızın kafasındaki en önemli soru işareti numaraların geri gelip gelmeyeceği konusundadır. İleri teknoloji ürünü tetkik ve teşhis cihazları ile tedavi süreci ve sonucu başarı oranlarımız artmış, risklerimiz azalmıştır. Hiçbir zaman %100 başarı diyemeyiz ama artık çok daha az sürpriz yaşıyoruz. Kafalardaki bir başka soru işareti ise operasyon sırasında gözün oynamasının, doğru bakmamasının bir soruna yol açabileceği konusundadır. iLASIK cihazında bulunan ve FBI’ın da kullandığı iris tanıma özelliği ile hafızaya aldığı irisi yakalayarak göze bire bir kitlenme özelliği sayesinde lazer tedavisi tam arzu edilen koordinatlara uygulanır, göz hedeften çıkınca laser durur, hedefe gelince tekrar başlar. Ayrıca bu kilitlenme özelliği sayesinde astigmatlılar da gözlüklerinden daha başarılı şekilde kurtulabilmektedir. Son olarak da laser olmuş hastaların ileride katarakt gibi diğer göz ameliyatı olamayacağından bahsedilir. Bu tamamen yanlış bir bilgidir.”



Daha net Görmek için öneriler

Sigara Meme Kanserini Tetikliyor

Genel Cerrahi ve Meme Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sevil Öz meme kanseri ve sigara ilişkisi konusunda bilgi veriyor.


Dünyada en yaygın kanser türlerinden biri meme kanseri ve sigara kullanımı konusunda pek çok araştırma yapıldı. Bu araştırmalardan çıkan sonuçlara göre sigara, meme kanserinin oluşması ve yayılmasında önemli bir etken. ART Tıp Merkezi Genel Cerrahi ve Meme Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sevil Öz meme kanseri ve sigara ilişkisi konusunda bilgi veriyor.
Sigara içmek tüm kanser tipleri için bir risk faktörüdür. Tütünün nikotin içermeyen bileşenlerinin genel olarak kanserojen oldukları düşünülmektedir. Nikotinin kanser hücrelerinin büyümesindeki etkisi hakkında çok az şey bilinmektedir. Özellikle meme kanseri için yapılan epidemiyolojik araştırmalarda, sigara içmenin meme kanseri riskini arttırdığı görülmüştür. Fakat moleküler biyoloji araştırmalarında risk artışının tam olarak nasıl ortaya çıktığı bulunamamıştır.


sigara meme kanserini tetikleyebilir b 291x300 Ulusal Kanser Enstitüsü Bildirisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre nikotin, nikotinik asetilkolin receptörüne (nAchR) bağlandığı zaman, sigara içme alışkanlığına ve aynı zamanda doğrudan meme kanseri oluşumuna neden olabileceği belirtilmiştir.


Nikotinin meme kanseri hücrelerinin gelişimi üzerindeki etkisini belirlemek için Tapei Tıp Fakültesi Doktoru Yuan-Soon ve arkadaşları, 276 farklı meme tümörü örneklerini, meme kanserli hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörünün etkileşimi ile normal hücrelerdeki nikotinik asetilkolin reseptörlerinin etkileşimleri açısından karşılaştırdılar.
Yapılan Çalışmalar Nikotinin Kanseri Tetiklediği Görüldü!


Çalışma sonucunda meme kanserli hücrelerdeki reseptörlerin etkileşimlerinin daha yüksek olduğu ve bu etkinin ileri meme kanserinde erken meme kanserine göre daha belirgin olduğu saptandı. Çalışmada, nikotin etkisiyle reseptörü aktifleştiren alt maddenin (subunit) miktarının azaltılmasıyla tümor büyümesinin azaldığı saptandı. Yani nikotinin reseptöre bağlanıp etki yaratmasına aracılık eden maddenin miktarı azaltılınca nikotin ile reseptör arasındaki etkileşim de azaltılmış oldu. Normal meme hücreleri nikotin ile karşılaştıklarında, yani normal hücrelerdeki nikotin reseptörleri aktifleşince, hücrelerin kanserleşme eğilimlerinin arttığı görüldü.


Bu çalışmalarda, sigara içimi sonucu nikotin reseptörlerinin aktifleşmesiyle oluşan kanser yapıcı sinyallerin meme kanseri oluşumunda kesin etkileri olduğu sonucuna varıldı.

Kanser enstitüsünden Dr.Ilona Linnoila bu çalışmayı yorumlamış ve nikotinin, nikotinik reseptörleri harekete geçirerek kanseri tetiklemesinin yanı sıra bağımlılığı da tetiklediğini ve bu şekilde sigara tüketimini artırdığını belirtmiştir.



Sigara Meme Kanserini Tetikliyor